Mini Vergicilik Terimleri Sözlüğü





A


Aciz (Insolvent)

1. Gücü bir işe yetmez olanın durumu, güçsüzlük, 2. Beceriksizlik, 3. Kişinin ve kuruluşun borcunu vaktinde ödeyememesi durumu.

Aciz Vesikası (Certificate of insolvency)

Vergi mükellefinin ödeme kabiliyetinin olmadığını gösteren belge.

Ad valorem vergi (Ad valorem tax)

Vergi konusunun değeri üzerinden alınan vergilere ad valorem vergiler denir.

Adi Ortaklık (Ordinary partnership, Unincorporated)

Borçlar Kanunu’na göre yazılı veya sözlü olarak kurulan ve tüzel kişiliği olmayan bir ortaklık.

Alacaklı Amme İdaresi (Creditor public administation)

6183 sayılı Kanun’da Devleti, il özel idarelerini ve belediyeleri kapsamak üzere kullanılmaktadır.

Altsoy (Descendant)

Kişilerin soyundan gelen küçükleri.

Amortisman (Depreciation)

İşletmede birden fazla yıl kullanılan, yıpranmaya aşınmaya tabi iktisadi kıymetler için ayrılan yıpranma payıdır.

Arızi Kazanç (Incidental earnings, Windfall income, windfalls)

Süreklilik göstermeyen bazı faaliyetlerden elde edilen kazanç.

Artan oranlı vergi tarifesi (Progressive tax, graduated tax)

Matrah yükseldikçe daha yüksek oranlarda vergi ödenen tarifeye artan oranlı vergi tarifesi denir. Artan oranlı tarifede matrah arttıkça vergi oranı artar. Bu yüzden matrah artışı vergiyi hem miktar hem de oransal olarak artırır.

Asgari geçim indirimi (Minimum living allowance)

Ücretlilerin aile durumuna göre uygulan vergi indirimi tekniğidir.

Atıf (Cross reference)

Yöneltme; ilişkili bulma; gönderme. Gönderme; bir kanunun belirli bir konuyu düzenlerken başka bir kanuna veya hükme gönderme yapması.

Atıfet (Favor, donation, grace)

İyilik, bağış, lütuf, ihsan, inayet; karşılık beklenmeden yapılan yardım.

Ayni gelir (Inkind income)

Bireylerin her hangi bir harcama yapmaksızın, değeri olan mal ve hizmetleri tüketebilmesi imkanı sağlayan (ev temizlik, bakım işleri, kendi evinde oturma, çocuğuna bakma vb), parasal niteliği olmayan alım gücüne aynî gelir denir.

Ayni vergi (Taxes in kind)

Verginin para olarak değil de mal ya da hizmet şeklinde ödenmesine denir.

Azalan bakiyeler usulü (Declining balance method)

Teşvik amaçlı olarak, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerce, normal amortismanın iki katı olarak uygulanabilen amortisman ayırma yöntemidir.

Azalan oranlı vergi tarifesi (Regressive tax, degressive tax)

Matrah yükseldikçe daha düşük oranlarda vergi ödenen tarifeye azalan oranlı vergi tarifesi denir. Azalan oranlı tarifede matrah arttıkça vergi oranı azalır. Bu yüzden matrah artışı vergiyi hem miktar hem de oransal olarak azaltır.

Azmettirme (Abetting)

Azmettirmek işi.



B


Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (Banking and insurance transactions tax)

Banka ve bankerlerle sigorta şirketleri tarafından ödenen bir işlem vergisi türü

Bileşik (Compound)

1. Birleşerek oluşmuş, basit olmayan, mürekkep. 2. Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluşan ve bunlardan bağımsız fiziksel, kimyasal nitelikler gösteren (madde).



C


Cebir (Merger, Amalgamation, Consolidation)

Bir kimseyi zorlama; isteği ve iradesi dışında bir işi yapmaya zorlama; zor kullanma.

Cebri icra (Compulsory execution)

Borcunu ödemeyen kimsenin bu borcu ödemesi için zorlanması, el konulan malının icra yoluyla satılması ve elde edilen parayla borcun ödenmesi.

Ceza (Penalty, fine)

Suç işleyen kişiye, usulüne uygun olarak yapılan yargılama sonucunda mahkeme tarafından hükmedilen ve/ ya da yetkili organlar tarafından uygulanan müeyyide, yaptırım.

Cober (Broker, jobber)

Borsaya kayıtlı olarak ve kendi nam ve hesabına hisse senedi ve tahvil alım satımı yapanlara verilen ad.



Ç


Çifte vergileme (Double taxation, dual taxation)

Ekonomik olarak aynı vergi konusundan iki farklı vergi otoritesi ya da iki farklı vergi uygulaması ile birden çok kez vergi alınmasına çifte vergileme denir.



D


Dalyan (Fishing weir)

Yapay olarak oluşturulmuş balık avlama alanı.

Dar mükellef (Limited liable taxpayer, nonresident taxpayer, foreign taxpayer)

Yalnızca Türkiye’de elde ettiği gelirleri üzerinden vergi ödeyen mükellefler.

Değerleme (Appraisal, assessment, valuation)

İktisadi kıymetlerin değerlerinin belirlenmesi işlemidir. Vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin taktir ve tespitidir. Bir varlığın veya gayrimenkulün, gayrimenkul projesinin veya bir gayrimenkule bağlı hak ve faydaların belli bir tarihteki muhtemel değerinin bağımsız ve tarafsız olarak takdir edilmesidir.

Değerleme (Inward processing)

Vergi matrahının belirlenmesi amacıyla iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.

Değerleme Ölçüleri (Valuation measures, valuation criteria, valuation benchmarks)

Değerlemeye esas alınan ölçüler. Başlıca değerleme ölçüleri şunlardır: maliyet bedeli, borsa rayici, tasarruf değeri, kayıtlı değer, itibari değer, vergi değeri, rayiç bedel ve emsal bedeli. İktisadi kıymetler, niteliklerine göre bu ölçülerden yararlanarak değerlendirilirler.

Dolaylı vergi (Indirect taxes)

Vergi yükünü taşımayan kişilerden toplanan vergilere dolaylı vergi denir. Dolaylı vergiler genellikle kolay yansıtılırlar.

Dolaysız vergi (Direct taxes)

Vergi yükünü taşıyan kişilerden toplanan vergilere dolaysız vergi denir. Dolaysız vergiler kolayca yansıtılamayan vergilerdir.

Düz (sabit/tek) oranlı vergi tarifesi (Proportional tax, flat tax)

Sabit bir vergi oranının matraha uygulanması durumundaki vergi tarifesine düz (sabit/tek) oranlı vergi tarifesi denir. Bu tarife uygulandığında matrah arttıkça vergi miktar olarak artmakta fakat oransal olarak aynı kalmaktadır.



E


Elde Etme (Realize, derive, obtain, generate, earn, make)

Bir şey üzerinde fiilen ya da hukuken tasarruf edebilme imkânı.

Emisyon Primi (Issue prremium, premium on issued shares)

Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payların, itibari değerin üzerinde bir bedelle elden çıkarılması halinde oluşan kazançlar.

Emsal (precedent, comparable)

1. Benzer, eş, denk, 2. Yaşıt. 3. Örnek.

Emsal kira bedeli (Fair rental value, comparable rentalvalue, rental value)

Bedelsiz yada düşük bedelle kiralanan gayrimenkullerde vergi alacağını önlemek için dikkate alınan en az kira değeri.

En az geçim indirimi (Minimum subsistence allowance)

Bireylerin hayatlarını sürdürebilmesi için asgari düzeyde ihtiyaç duydukları mal ve hizmet paketi esas alınarak hesaplanan ve bireylerin vergi ödeme gücünün bu seviyenin üzerinde başladığı düşüncesine dayanan gelir indirimine en az geçim indirimi denir.

Enflasyon düzeltmesi (Inflation adjustment, index linked adjustment, revaluation adjustment)

Enflasyonist ortamlarda enflasyonun gelir ya da servet (işletmeler için stoklar) gibi vergi matrahlarında ortaya çıkardığı nominal artışı düzeltmek için yapılan düzeltmeye enflasyon düzeltmesi denir.

Envanter Çıkarmak (Inventory taking, stock taking)

Bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tesbit etmek.

Esham (Stocks)

1. Paylar, hisseler. 2. Borç alınan bir paranın belirli zamanda ödeneceğini gösteren senetler.

Esneklik (Flexibility)

Bir bağımsız değişkende ortaya çıkan değişikliğin bağımlı değişkende yol açtığı değişikliği konu alan bir kavramdır. Bağımsız değişkendeki değişiklik yüzde olarak paydada, bunun bağımlı değişkende neden olduğu tepki de yüzde olarak payda yer alır. Örneğin talebin (arzın) fiyat esnekliği, malın fiyatındaki bir değişmenin talep (arz) miktarında yol açtığı değişmeyi; verginin gelir esnekliği ise gelirdeki bir değişmenin vergide yol açtığı değişmeyi ifade eder.

Evrak (Document, record, instrument)

1. Kâğıt yaprakları, kitap sayfaları. 2. Resmî kuramlarda işlem gören belgeler, 3. Yazılmış kitaplar, mektuplar veya yazılar.



F


Fatura (Invoice, bill)

Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası.

Fiil (Act, action)

İşlenmesi hukuka aykırı olan insan davranışı.

Fiil Ehliyeti (legal capacity, capacity to act, juridical capacity)

Bir kişinin bizzat kendi fiil ve işlemleriyle kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yaratabilme iktidarı.

Fiili (İktisadi) yansıma (Economic incidence)

Yasal mükellefin vergi yükünü, iktisadi (ekonomik) imkânlar kullanarak başkalarına aktarmasına fiili (iktisadi) yansıma denir.

Fonksiyonel gelir dağılımı (Functional distribution of income)

Gelirin, geliri üreten faktörler arasında dağılımına fonksiyonel gelir dağılımı denir.



G


Gaiplik (Disappearance)

Bir kimsenin ölüm tehlikesi içinde kaybolması veya kendisinden uzun süre haber alınmaması sonucu hâkim kararı ile kişiliğine son verilmesi.

Gaybubet (Absence)

Kayıp olma; bulunmama; kendisinden haber alınamama. Bulunmayış, yokluk.

Gayrimenkul Sermaye İradı (Income from immovable property, income from real property)

Gayrimenkul olarak kabul edilen mal ve hakların kiraya verilmesi karşılığında elde edilen gelirler.

Gecikme Faizi (Late payment interest, interest on deficiency, interest on understatement)

Zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için, sonradan yapılan ikmalen, re’sen veya idarece tarhiyatlarda, verginin normal vade tarihinden son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar hesaplanan bir alacaktır. Bir verginin kanunda belirtilen normal tahakkuk tarihinden sonra tahakkuk etmesi halinde hesaplanan faiz.

Gecikme Zammı (Late payment surcharge, interest on underpayment, interest for default)

Kamu alacağının vadesinde ödenmemesi nedeniyle, vade tarihinden başlayarak ödeme tarihine kadar hesaplanan fer’i kamu alacağı.

Geçici vergi (Provisional tax, advance tax, estimated tax)

Hesaplanacak vergiden mahsup edilmek üzere yıl içerisinde üçer aylık dönemler halinde ödenen vergidir.

Genel Af (Oblivion, amnesty, blanket amnesty)

Suçun kovuşturulmasını ve verilmiş olan cezayı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran af.

Genel Tebliğ (Communique, regulation)

Vergi kanunlarının uygulanması konusunda Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılan ve kanunların açıklanmasını ve yorumlanmasını kapsayan genel nitelikteki direktifleri.

Gerçek usul (Actual basis taxation)

Vergiye tabi kazancın defter ve belgelere dayalı olarak tespit edilmesidir.

Gerçekleşmemiş kazanç (Unrealized gain)

Bir varlık nakit olarak satılmasa ya da bir başka varlık ile el değiştirmese dahi tahakkuk ettiği yılda bu varlığın değerinde meydana gelen artışı ifade etmektedir.

Gerçekleşmiş kazanç (Realized gain)

Kişinin elde ettiği ve nakde dönüştürdüğü gelire gerçekleşmiş kazanç denir.

Götürü gider usulü (Lump sum basis, lump sum)

Önceden belirlenmiş bir oranda giderin indirilmesine izin verilen yöntemdir.



H


Haciz (Atachment, seizure, distraint, distress)

Ödeme emri tebliğ edilmesine rağmen, borcunu ödemeyen borçlunun mal bildiriminde gösterdiği ya da tahsil dairesi tarafından belirlenen borçlu ya da üçüncü kişiler elindeki taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve haklarından borcunu karşılayacak miktarının tasarrufunun sınırlandırılması.

Hak (right, equity, claim, interest)

Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç; bireyin, diğer insanların kendi hayatlarını yaşama şekline müdahale etmeden, kendi yaşamına yön verme özgürlüğü. Hukuk düzeninin kişilere tanımış olduğu yetkiler.

Hak Ehliyeti (Lawn capacitas, capacity to have right)

Hak sahibi olabilme yeteneği.

Harç (Tax, duty, charge)

Bazı kamu kuruluşlarının sundukları ticari ve sınaî mahiyette olmayan hizmetlerden yararlananların yararlanma karşılığı ödedikleri bedele harç denir. Bir işi yaparken harcanan para, masraf ya da resmî işlerde devlete ödenen para.

Hata (Error, mistake)

Cezanın içeriğinde yer almaması gereken bir nedenin işlemin esası üzerinde yarattığı etkinin düzeltme yoluyla ortadan kaldırılması.

Hısımlık (Relationship, kinship)

Hısım olma durumu, Evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler.

Hile (fraudulent)

1. Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika; 2Çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma.

Hiyerarşi (Hierarchy)

Makam sırası, basamak, derece düzeni, aşama sırası.

Hükümlü (Convict, condemned)

Ceza hükmü verilmiş, hüküm giymiş, mahkûm.



I


Islah (Reclamation, bonification)

Düzeltme; davada tarafça yapılan işlemler üzerinde düzeltme yapılması.



İ


İcra (Collection, enforcement, execution, recovery)

1. Bir müzik eserini oluşturan notaları sese çevirme. 2. Borçlunun alacaklıya karşı yapmak veya ödemekle yükümlü bulunduğu bir şeyi adlî bir kuruluş aracılığıyla yerine getirme. 3. Adliyenin bu işle görevli dairesi. 4. Yapma, yerine getirme, bir işi yürütme.

İdarî Yaptırım (Administirative fine)

Kabahat işlenmesi halinde idarî makamlar tarafından uygulanan idarî para cezası ve idarî tedbirlerdir.

İfa (Performance)

1. Bir işi yapma, yerine getirme. 2. Ödeme.

İflâs (Bankruptcy)

1. Borçlarını ödeyemediği mahkeme kararı ile tespit ve ilân olunan işadamının durumu, batkı, batkınlık, 2. Yenilgiye uğrama, değerini yitirme, 3. İşlevini veya görevini yapamama. Ticaret mahkemesi tarafından verilen karar üzerine, tüm alacaklılarının alacaklarını almasını sağlamak amacıyla iflas dairesince borçlunun haczedilebilen bütün malvarlığının satılarak elde edilen miktarın tüm alacaklılara ödenmesidir.

İfşa (divulgence, disclosure, reveal)

Herhangi gizli bir şeyi, açığa çıkarma, yayma.

İhticaca Salih (Evidential, credible)

Bir şeyin hukuken delil değeri olması.

İhtirazı Kayıt (Reservation clause, reservation)

Bir kısım hakların kullanılması için konulan kayıt; ön şart, çekince kaydı.

İhtiyat (Allowance)

Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sakınma, 2. Gereğinden fazla olup saklanan şey, yedek.

İhtiyati Haciz (Jeopardy levy, precautionary attachment)

Vergi alacağının korunması amacıyla, kanunda belirtilen hallerden herhangi birinin varlığında borçlunun haczedilebilen malvarlığına el konulmasıdır.

İhtiyati Tahakkuk (Jeopardy assessment, precautionary assessment)

Vergi alacağının korunması amacıyla, kanunda belirtilen hallerin varlığında normal tahakkuk süreci beklenmeksizin idari bir kararla vergi borcunun önceden tahakkuk ettirilmesi.

ikame etkisi (Substitution effect)

Bir malın diğer mallara göre nispi fiyatında ortaya çıkan artışın (azalışın) bireylerin tüketim kararlarını değiştirerek fiyatı artan mal yerine diğer mallardan (fiyatı azalan maldan) daha çok tüketilmesi şeklinde yarattığı etkiye ikame etkisi denir.

İkametgâh (Residence, abode)

Bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer.

İkmalen Vergi Tarhı (Suplemental assessment)

Defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden yapılan tarhiyat.

İktisap (Acquisition)

Kazanma, edinme, edinim.

İlk Derece Mahkemesi (Courts of orginal jurisdiction, Trial courts)

Davaların ilk görüldüğü ve çözümlendiği mahkemeler; olay yeri mahkemesi.

İntikal (Transfer, succession)

Miras olarak babadan çocuğuna kalma.

İrat (Income, gain, rent, annuity)

Sürekli gelir.

İrtifak hakkı (Easement, right of way)

Bir taşınmaz sahibinin, bir kimseye taşınmazı üzerinde faydalanma veya kullanma şeklinde kurduğu ayni hak.

İstihkak (Allowance, claim)

1. Hakkı olma, hak kazanma. 2. Hak ediş.

İstisna (Exemption, exclusion)

Objektif vergi mükellefiyetinin sınırlandırılması. Vergi konusunun kısmen yada tamamen vergi dışında bırakılmasıdır.

İş merkezi (Principal place of business)

Kurumlar vergisi mükelleflerinde îş ve işlemlerin yoğunlaştığı yer.

İş ortaklığı (Joint venture, syindicate)

Kurumlar vergisi mükelleflerinden biri ile bir başka kurumlar vergisi mükellefi yada gerçek kişinin belirli bir işin birlikte yapılması için kurmuş olduğu ortaklık.

İşletme hesabı esası (Operating accounts basis)

İkinci sınıf tüccarların vergiye tabi ticari kazançlarını tespit ederken kullandıkları yöntem.

İştirak (Participation, aiding and abetting)

Bir kabahatin fiilinin icrasının gerçekleştirilmesinde başka bir kişinin katkı vermesi.

İştirak kazançları (Participation dividends, income from participation shares)

Bir başka kurumun sermayesine katılmaktan dolayı elde edilen kazançlar

İtiraz (Objection, protest)

1. Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkma, 2. Söylenecek söz, karşı söyleme.

İvaz (Consideration)

1. Ödün. 2. Edim. 3. Karşılık.

İvazsız İntikal (Gratuitous transfer)

Karşılıksız edinim.



J


-



K


Kabahat (Misdemeanor)

Kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık.

Kanun Hükmünde Kararname (Decree law, executive order)

Yürütme organının yasama işlemi niteliği taşıyan genel düzenleyici işlemi. Bakanlar Kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çıkardığı yetki kanununa veya olağanüstü hallerde Anayasa’dan aldığı yetkiye dayanarak düzenlediği ve maddî anlamda kanun gücü kazanan kararnameler.

Karine (Presumptive evidence, presumption)

İpucu (bilinmeyenden bilinene doğru götüren bulgular.)

Katma değer vergisi (KDV) (Value Added Tax (VAT))

Yayılı tüketim vergilerinde, verginin her aşamada ilave edilen katma değer üzerinden hesaplanan türüne katma değer vergisi denilmektedir.

Katma Değer Vergisinin Matrahı (Value Added Tax assessment, Value Added Tax base)

Katma değer vergisinin matrahı, vergiye konu işlemlerin değeridir. Vergiye konu işlemlerin değeri, söz konusu işlemler nedeniyle ödenen veya ödenmesi gereken bedel.

Kayıt dışı ekonomi (Unregistered economy, unrecorded economy, underground economy, informal economy, secondary economy, parallel economy, shadow economy, black economy)

Milli gelir hesaplamalarına şu veya bu şekilde dahil edilmeyen tüm ekonomik faaliyetlere denir.

Kısmi bölünme (Partial division, spinoff, splitoff)

Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye'deki iş yeri veya daimi temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesidir.

Kıyas (Benchmarking, comparison)

Sebeplerdeki benzerliğe dayanarak, var olan bir kuralın, kanun tarafından kapsama alınmayan bir olaya uygulanması.

Kişisel gelir dağılımı (Personal distribution of income)

Gelirin toplumu meydana getiren bireyler, haneler veya gelir grupları arasındaki paylaşımına kişisel gelir dağılımı adı verilir. Kişisel gelir dağılımı en çok kullanılan gelir dağılımı türüdür.

Komandit Ortak (General partner)

Komandit şirketlerde sorumluluğu sınırsız olan ortak.

Komanditer Ortak (Limited partner, silent partner)

Komandit şirketlerde sorumluluğu sınırlı olan ortak.

Konkordato (Concordat, composition agreement)

Borçlarını ödeyemeyecek hale gelmiş olan iflâsa tâbi bir kişinin alacaklıları ile yaptığı ve borçların ödenme şartlarını yeniden düzenleyen anlaşma.

Kontrol Edilen Yabancı Kurum (Controlled foreign corporation, controlled foreign company, controlled foreign affiliate)

Tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak ayrı ayrı ya da birlikte sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az % 50'sine sahip olmak suretiyle kontrol ettikleri yurt dışı iştirakleri.



L


-



M


Magna Carta (Magna Carta)

İngiliz Kralı John tarafından 1215 yılında kabul edilen ve tarihte ilk kez kralın sınırsız olan vergilendirme yetkisini sınırlandıran sözleşmenin adıdır.

Mahsup (Setoff, offsetting, crediting, netting)

Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş.

Mal Bildirimi (Declaration of property)

Borçlunun gerek kendisinde, gerekse üçüncü kişiler elinde bulunan mal, alacak ve haklarından borcuna yetecek kadarını alacaklı tahsil dairesine sözle veya yazı ile bildirmesidir.

Malik (Owner, holder)

Bir şeye sahip olan.

Mansup Mirasçı (Testamentary heir, appointed heir)

Atanmış mirasçı; ölüme bağlı bir tasarruf ile mirasçı olarak atanan kişi.

Marjinal vergi oranı (Marginal tax rate)

Matrahtaki artışın (değişmenin) vergide neden olduğu artışı gösteren orandır. Paydada matrahtaki değişme, payda ise buna bağlı olarak vergide ortaya çıkan değişme yer alır. Genellikle yüzde olarak ifade edilir.

Matrah (Tax base, taxable amount)

Verginin hesaplanmasında esas alınan teknik, fiziki veya ekonomik büyüklük.

Menkul Sermaye Iradı (Income from movable property, income from investments)

Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışındaki sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde ettiği kâr payı, faiz ve benzeri gelirler.

Muaccel (Due , payable)

Ödenmesi gereken hale gelmiş, talep edilebilir.

Muaf (Non taxable, exempt)

1. Bağışlanmış, afledilmiş. 2. Ayrı tutulmuş, ayrıcalık tanınmış. 3. Özgür, serbest.

Muafiyet (Exmption, relief, privilege)

Mükellefin, subjektif vergi mükellefiyetinin sınırlandırılması. Vergi mükellefi olması gereken kimsenin verginin dışında tutulmasıdır.

Muhtasar beyanname (Withholding return, withholding declaration)

Kaynakta kesilen vergilerin vergi sorumlusu sıfatı ile beyanında kullanılan beyanname.

Muteber (Esteemed, trustworthy)

1. Saygın, itibarı olan, hatırı sayılır, sözü geçer, 2. İnanılır, güvenilir. 3. Değerli, 4. Geçerli.

Mücbir Sebep (Force majeure, compelling circumstances)

Mükellefin iradesiyle yönlendirilemeyen ve etkisinden kaçınılamayan vergi ödevlerinin yerine getirilmesini engelleyen haller. Vergi ödevlerinin yerine getirmelerine engel olan, yükümlülerin iradesi dışında kalan karşı konulmaz ve katlanılması mecbur kalınan haller.

Mükellef (Taxpayer, taxable person)

Üzerine vergi borcu düşen gerçek veya tüzel kişi. Vergiyi doğuran olayı şahsında gerçekleştiren ve vergi borcunu kendi malvarlığından ödemesi gereken kişi. Kendisine vergi kanunları gereğince vergi borcu ve/veya şekli ve usuli görevler düşen kimsedir.

Mükerrer (Repeated, double)

Tekrarlanmış, yinelenmiş.

Mükerrer Vergileme (Double taxation, multiple taxation)

Bir vergi kanununun aynı zamanda (aynı dönemde) aynı konuya birden fazla kereler uygulanması.

Mülkîlik İlkesi (Territorial tax system)

Her devletin kanunlarının o devletin ülkesinde, kural olarak, vatandaş ya da yabancı olan herkese ve bütün hukukî işlemlere uygulanmasını ifade etmektedir.

Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satış (Sale under reservation of ownership, vendor's lien deed)

Başkasına devrettiği bir taşınır malın mülkiyetinin, satış bedeli tamamen ödeninceye kadar mülkiyeti devreden kişinin üzerinde kalmaya devam etmesini sağlamak amacıyla yapılan sözleşme, sözleşmeye konulan hüküm.

Münferit beyanname (Separate return, independent return)

Dar yükümlülerin bazı gelirlerini beyan için kullandıkları beyanname.

Müteselsil Sorumluluk (Several liability)

Bir vergi borcu ile ilgili olarak, aynı anda birden fazla kişinin sorumlu olması. Vergi dairesine vergi alacağının bir kısmı veya tamamı için sorumlulardan dilediğine müracaat edebilme ve aynı anda her birini ayrı ayrı takip edebilme imkânı sağlayan sorumluluk türü.



N


Negatif gelir vergisi (Negative income tax)

Düşük gelirli mükelleflerin gelir vergisi ödemeleri yerine devlet tarafından kendilerine ödeme yapılması suretiyle fakirliğin olumsuz etkilerini azaltmak ve artan oranlılık derecesini artırmak için oluşturulmuş vergi politikası aracına negatif gelir vergisi denir.

Net vergi yükü (Ultimate burden of tax)

Ödenen vergi mükellef için yüktür. Önemli ölçüde vergi ile finanse edilen kamu hizmetlerinden sağlanan fayda bu yükü hafifletir. îşte ödenen vergi ile kamu hizmetlerinden sağlanan faydanın farkının gelire oranına net vergi yükü denir. Genellikle yüzde ile ifade edilir.

Noter (Notary public)

1. Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve kanunun öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi, kâtibiadl; 2. Bu görevlinin çalıştığı yer, noterlik.

Nüsha (Copy)

1. Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri, 2. Gazete, dergi gibi yayınlarda sayı.



O


Objektif vergi (objective tax)

Vergi mükellefinin kişisel özelliklerinden (kişisel, ailevi, medeni durum ve diğer özellikler) bağımsız olarak faaliyetler ya da işlemler üzerinden alınan vergilere objektif vergiler denir.

Ortalama vergi oranı ( average tax rate)

Ödenen verginin matraha bölünmesiyle ulaşılan orandır. Genellikle yüzde olarak ifade edilir.



Ö


Ödeme gücü prensibi (Ability to pay, ability to pay principle)

Bireyin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu ailesinin geçinmesine yetecek kadar gelirinin üzerinde kalan kısma ödeme gücü denir. Herkesin ödeme gücüne göre vergilendirilmesine ödeme gücü prensibi denir.

Örtülü kazanç dağıtımı (Constructive dividend, disguised profit distribution, earnings stripping)

Vergi ödenmeden ve kanunen ayrılması gereken tutarlar ayrılmadan önce kazancın dağıtılması.

Örtülü sermaye (Thin capitalization, disguised capital contribution, hidden capitalization)

Şirkete sermaye olarak konulması gerekirken borç verilmiş olan borç kısmı.

Özel tüketim vergileri (Excise tax, Excise duty, special consumption tax)

Sadece bazı mal ve hizmetlerin vergi konusu yapıldığı tüketim vergilerine özel tüketim vergileri denir.

Özelge (Private letter ruling, advance ruling, determination letter)

Vergi Usul Kanunu gereğince mükelleflerin vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından karmaşık ve tereddüde yol açan hususlarda başvurarak Maliye Bakanlığından ya da bakanlığın bu konuda yetkili kıldığı makamlardan aldıkları yazılı yanıtlar; mukteza.



P


Para basmak (Senyoraj) (Seniorage)

Devletin para basmadaki tekel gücünü kullanarak elde ettiği reel gelire senyoraj denir.

Parafiskal gelirler (parafiscal revenues, payroll tax, parafiscality)

Sosyoekonomik alanda devlet müdahaleciliğinin artması nedeniyle artan kamu harcamalarını gerçekleştirmek üzere kurulan yarı kamu kurumu niteliğine haiz sosyal ve mesleki kuruluşlarca toplanan kamu gelirlerine parafiskal gelirler denir.

Pasif Nitelikli Gelir (Passive income)

Faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış gelirleri ve benzerleri yapıdaki gelirler.

Pişmanlık ve Islah (Voluntary disclosure, voluntary correction)

Vergi kanunlarına aykırı davranışlarını kendiliğinden bir dilekçe ile ilgili makamlara haber veren yükümlü veya sorumluya, kanunda belirtilen şartları yerine getirmesi halinde, vergi ziyaı cezasının kesilmesini ya da iştirak halinde işlenenler dahil olmak üzere, kaçakçılık suçuna ilişkin koğuşturma yapılmasını ve cezaya hükmolunmasını önleyen bir kurum.



R


Rayiç Değer (Market value, current value)

Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alımsatım değeri; piyasa değeri.

Reeskont (Rediscount)

Alacak ve borç senetlerinin değerleme gününde gerçek değerlerini indirilmesi.

Re'sen (Ex officio, sua sponte)

1. Kendi başına, kendiliğinden. 2. Bağımsız olarak, kimseye bağlı olmaksızın.

Resim (Tax, duty, impost)

Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.

Rücu Etmek (Subrogation, recourse)

Geri dönme; bir verginin sorumlusu tarafından ödenmesinden sonra, asıl mükellefinden istenmesi.

Rüçhan Hakkı (Preemptive right, priority right)

Rüçhan hakkı, bir hakkın aynı derece ve nitelikteki diğerlerine göre öncelikli olması veya üstün tutulması.

Rüşt (Majority, age of consent)

Ergin; rüşt yaşını doldurmuş.

Rüşvet (Bribery, kickback)

Bir işin yasa dışı olarak daha kolay ve çabuk yapılması için o işte görevli kişiye sağlanan ayni veya parasal çıkar.



S


Sahte Belge (False document, fake document)

Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde varmış gibi düzenlenen belge.

Sakatlık indirimi (Disability allowance, invalidity allowance)

Çalışma gücünü belli oranlarda kaybetmiş özürlülerin yaralanabileceği vergi kolaylığıdır.

Serbest Meslek Faaliyeti (Independent professional activities, independent professional services, independent personal services)

Sermayeden çok bireysel çalışmaya, ilmi veya mesleki bilgiye veya uzmanlığa dayanan ve ticari nitelikte olmayan işlerin bir işverene bağlı olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması.

Servet (Richness, assets, possession)

Belirli bir anda bir gerçek kişi veya tüzel kişinin sahip olduğu iktisadi değeri olan menkul ve gayrimenkul varlığın tümüne servet denir.

Sevk İrsaliyesi (Waybill, dispatch bill, forwarding bill)

Satılmış ya da satılmak üzere olan bir malın, bir adresten diğerine naklinde veya aynı işletmeye ait işyerleri arasında taşınmasında düzenlenen ve malın konusu, birimi, kime ait olduğuna ilişkin bilgileri içeren belge.

Sirküler (Circular)

Hiyerarşik âmirlerin ve özellikle bakanların, sahip oldukları hiyerarşi gücüne dayanarak, astlarına onların uygulamakla yükümlü oldukları kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin yorumlanması ve uygulanması konusunda verdikleri emir, talimat ve görüşler.

Spesifik vergi (Specific tax)

Vergi konusunun büyüklüğü ya da ağırlığı üzerinden alınan vergilere spesifik vergiler denir.

Stopaj (PAYE (pay as you earn), deduction, withholding)

Yapılan ödemeler sırasında verginin kaynakta alınması işlemidir.

Suç (Offense, crime)

1. Kanunî tarife (tipe) uygun, hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış. 2. Bir toplumda haksız sayılıp, yazılıyazısız kurallarla yasaklanan ve yaptırımlara bağlanan davranış ve eylem. 3. Devletçe kanunlarla tanımlanıp yaptırıma bağlanmış olan kurallara aykırı davranış.



Ş


Şahsi Haklar (Personal rights)

Kişilere eşya üzerinde bir başkasının aynî hakkına dayanarak, (onunla olan bir hukukî ilişkisi nedeniyle) hâkimiyet imkânı sağlayan bu nedenle sadece hukukî ilişkinin muhatabına karşı ileri sürülebilen haklar.

Şahsilik İlkesi (Personality principle)

Vergilendirmenin ilgili olduğu işlemlerin cereyan ettiği yere göre değil, yükümlülerin vergilendiren devlet ile hukukî bağına, yani tâbiiyetlerine ve/ya da ikametgâhlarına göre vergilendirilmeleri.

Şerefiye (Goodwill)

Kamu hizmetleri dolayısıyla gayrimenkullerdeki değer artışı nedeniyle mal sahiplerinin yapılan hizmet bedeline yapmaları gereken katkı.



T


Taahhüt (Commitment)

Bir şey yapmayı üstüne alma, üstlenme.

Tabiiyet (Nationality, subjecthood)

Uyrukluk.

Tadilat (Modification)

Değişiklikler.

Tahakkuk (Accrual, assessment)

Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenecek aşamaya gelmesidir.

Tahakkuk esası (Accrual basis)

Vergiyi doğuran olayın tahsil veya alacak olarak doğmuş olması durumudur.

Tahkikat (Investigation, inquiry)

Soruşturma.

Tahrif (Falsification, interpolation)

Bir şeyin aslını bozma, kalem oynatma, değiştirme.

Tahsil (Collection, receipt)

1. Parayı alma, toplama, 2. Öğrenim.

Tahsil Esası (Cash basis, cash receipts and disbursements method)

Gerçekleşen veya gerçekleşecek bir faaliyetin karşılığının para, mal veya para ile ölçülebilen bir menfaat ile sağlanması.

Tahvil (Bond)

1. Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet. 2. Değiştirme, çevirme, döndürme, dönüştürme.

Takas (Swap, exchance, trade in)

İki kişi arasındaki aynı cinsten karşılıklı borçların tek taraflı bir beyanla borçlardan küçük olan miktarınca sona erdirilmesi.

Tam bölünme (Full division, split up)

Tam mükellef bir sermaye şirketinin tasfiye siz olarak infisah etmek suretiyle bütün mal varlığını, alacaklarını ve borçlarını kayıtlı değerleri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak iki veya daha fazla tam mükellef sermaye şirketine devretmesi ve karşılığında devredilen sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesidir.

Tam mükellef (Full liable taxpayer, resident taxpayer, domestic taxpayer)

Hem Türkiye’deki hem de Türkiye dışındaki gelirlerinden dolayı vergiye tabi olan mükelleftir.

Tarh (Assessment, deduction)

Vergi alacağının, kanunlarda belirtilen matrah ve oranlar üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak, bu alacağı miktar itibariyle tesbit eden idarî bir işlem.

Tasfiye (Liquidation, dissolution, winding up)

1. Arıtma, ayıklama, temizleme, 2. Özleştirme, 3. Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. sebepler üzerine hesapların kesilmesi; alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi; likidasyon. 4. Türlü sebeplerle birçok kimsenin görevine son verme.

Tasfiye karı (Liquidation profit)

Tasfiye dönemi sonundaki servet değeri ile tasfiye dönemi başındaki servet değeri arasındaki fark.

Taşınmaz (Immovable, real estate)

Arazi, tapu sicilinde ayrı sayfaya bağımsız ve sürekli olarak kaydedilen haklarla kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, gayrimenkul.

Tebligat (Notification, notice, announcement)

Tebliğ kelimesinin çoğul hali.

Tebliğ (Notification, notice, announcement)

Bildirme, bildirim.

Teferruğ (Redemption)

Gayrimenkul üzerindeki mülkiyet hakkının gayrimenkul sahibinden alınarak Devletin ya da diğer kamu idarelerinin üzerine geçirilmesi.

Tekerrür (Repetition)

Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verildikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu; tekrarlama, tekrar etme. Cezası kesinleşenlere belirli süre içinde tekrar işledikleri kabahat nedeniyle daha ağır ceza verilmesi.

Telafi edici vergi (Counter-vailing duty)

Bir vergide meydana gelebilecek vergiden kaçınmanın veya kaçırmanın diğer bir vergi ile telafi edilmesi durumundaki vergiye telafi edici vergi denir.

Telif Hakkı (Copyrights)

Bir fikir ve sanat ürününü yaratan kimsenin bu ürün üzerinde sahip olduğu haklar. Telife konu eserler insan yaratıcılığı ve zekâsı ile ortaya çıkmakta olup, sanat ve edebiyat eserleri, bilgisayar programları, buluşlar ve benzerleridir. Bu haklarla ilgili hukuki çerçeve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’yla belirlenmiştir.

Temerrüt (Delinquency, default)

Borcu ifa etmemekte direnme.

Teminat (Bond, securrity, surety, guarantee, collateral)

Vergi alacağının tahsilinin tehlikeye düştüğü kabul edilen belli sebeplere dayanarak, vergi alacaklısının talebi üzerine, vergi borçlusunca borcuna karşılık olarak kanunda öngörülen değerleri güvence olarak göstermesi. Güvence.

Temyiz (Appeal, review)

1. Ayırt etme. 2. Mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden incelenmesini sağlayan kanun yolu.

Tereke (Estate, heritage, settlement)

Miras bırakanın mirasçılarına kalan malvarlığı.

Terkin (Abetement, writing off)

Malvarlığının belirli bir kısmının doğal âfete uğraması halinde vergi aslının ve/ya da cezasının kısmen ve/ ya da tamamen silinmesi. Bazı koşulların varlığı durumunda devletin vergi alacağını bütün hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran bir idari işlem.

Teslim (Supply, delivery)

Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesidir.

Teşebbüs (Enterprise)

Girişim, girişme.

Teşvik (Incentive, inducement)

1. İsteklendirme, özendirme; 2. Bir kimseyi kötü bir iş yapması için kışkırtma.

Tevkil (Right of substitution, deputing)

Vekil etme; vekil olma; vekalet.

Ticari Kazanç (Business profits, trade profits, trade income, income from business activities)

Her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazanç. Faaliyetin yasaklanmış olması vergilendirilmesine engel değildir.

Transfer fiyatlandırması (Transfer pricing)

Bazı işlemlerin emsallerine uygun olmayan fiyatlar ile gerçekleştirilmesidir. Aynı işletmede bir birimin diğerine sattığı mal ve hizmete uygulanan fiyata denir.

Tutanak (Minutes, protocol, record of agreement, form of agreement)

1. Meclis, kurul, mahkeme vb. yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazıya geçirilmesi, zabıt, zabıtname. 2. Belgelenmesi gereken bir durumu tespit edenler tarafından imzalanan belge, zabıt varakası. 3. Birçok kimsenin imzaladığı rapor, mazbata.

Tüketim vergileri (Consumption taxes)

Bireylerin iktisaden gelirlerinden tasarruf ettikleri miktar çıktıktan sonra kalan kısmını vergilendiren uygulamalara tüketim vergileri denir.

Tüzük (Bylaws)

Bakanlar Kurulu tarafından kanunların uygulanmasını veya kanunların emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Danıştay incelemesinden geçerek çıkarılan, Cumhurbaşkanınca imzalanarak Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulan, sürekli, soyut ve objektif genel hükümler içeren genel düzenleyici işlem niteliğindeki hukuk metinleri.



U


Uluslararası Vergi Hukuku (International tax law)

iki ya da daha fazla devleti ilgilendiren vergi ve vergiden doğan ilişkileri düzenleyen ve bu amaçla uluslararası hukuk ilkelerine göre yapılan vergi anlaşmaları hükümlerini inceleyen vergi hukuku dalı.

Usulsüzlük (Irregularity)

Vergi kanunlarının şekle ve usule ilişkin hükümlerine uyulmaması halinde uygulanan parasal yaptırım.

Uzlaşma (Compromise, reconcilitation, arbitration, settlement)

Vergi anlaşmazlıklarının uyuşmazlık haline getirilip yargı yoluna başvurulmasına gerek kalmaksızın, vergi idaresi ile yükümlü arasında müzakere edilerek çözümlenmesini sağlayan; ödenecek vergi ve ceza miktarında anlaşmaya varılması halinde her iki taraf açısından bağlayıcı olan idarî bir yol. Yükümlü ile vergi idaresi arasında ortaya çıkan belirli anlaşmazlıkların, bir müzakere sürecinden geçtikten sonra karşılıklı olarak bir anlaşmaya varmak suretiyle ortadan kaldırılmasına imkân sağlayan idarî bir çözüm yolu.



Ü


Üniter gelir vergisi (Unitary income tax)

Tüm kaynaklardan elde edilen gelirlerin toplanarak vergilendirildiği vergileme sitemidir.

Üretici fiyat endeksi (ÜFE) (Producer price index (PPI))

Ekonomide üretim sürecinde girdi olarak kullanılan maddelerin fiyatlarındaki değişimleri toptancı aşamasında ölçen endekstir.

Üstsoy (Lineal ancestors)

Kişinin soyundan geldiği büyükleri.



V


Vade (Maturity, due date)

Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı.

Varis (Heir, inheritor)

Mirasçı

Vasi (Guardian, custodian)

1. Bir yetimin veya akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kimse, 2. Ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kimse.

Veli (Custodial parent, guardian, warden)

1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her türlü davranışından sorumlu kimse, ege, iye. 2 Ermiş.

Vergi (Tax, duty, impost)

Devletin ve devletin yetkilendirdiği kamu kuruluşlarının mali ve mali olmayan görevleri gerçekleştirmek üzere gerçek veya tüzel kişilerden hukuken zorla, karşılıksız olarak ve egemenlik gücüne dayanarak aldığı para şeklindeki iktisadi değerlere vergi denir.

Vergi arbitrajı (Tax arbitrage)

Vergi sistemindeki farklılıklardan doğan özellikleri kullanarak herhangi bir riske girmeden kazanç sağlama faaliyetidir.

Vergi cenneti (Tax haven, pardis fiscal, tax oasis)

Herhangi bir ülkede veya bölgede, finansal ve diğer hizmetler üzerinde herhangi bir vergi alınmaması veya nominal bir vergi alınması ve/veya bir ülkenin kendisini vergi cenneti olarak tanımlaması veya başka ülkelerce bu şekilde varsayılması durumunda bu ül ke/bölge vergi cenneti olarak adlandırılır.

Vergi Ceza Hukuku (Tax criminal law)

Vergi hukukunun vergi kanunlarına aykırı davranışlara ve bunlara uygulanan cezalara ve/ya da yaptırımlara ilişkin bölümü.

Vergi Cezaları (Tax penalties)

Vergi ziyaı ve usulsüzlük kabahatlerine uygulanan yaptırımlar.

Vergi değeri (Taxable value, assessable value, chargeable value, assessed value)

Gayrimenkullerin emlak vergine esas olan değerleridir.

Vergi harcamaları (Tax expenditure)

Vergi mükelleflerine getirilen muafiyetler, vergi konularına getirilen istisna ve indirimler dolayısıyla vergi gelirlerindeki kayıplara denir.

Vergi Hukuku (Tax law)

Vergi ödevine, vergi borcunun doğması ve sona ermesine, vergi ödevine aykırı davranışlara uygulanacak yaptırımlara, vergi ödevinin yerine getirilme(me) sinden kaynaklanan anlaşmazlıkların/uyuşmazlıkların çözümüne ve yükümlü haklarına ilişkin maddî ve/ya da şeklî hukuk kuralları aracılığıyla ulaşılması istenen hak ve adalet duygusu/olgusu/algısı.

Vergi istisnası (Tax exemption, tax exclusion)

Vergi uygulamasında vergi konusu içinde yer alan bazı unsurların sağlanan vergi bağışıklığı ile vergi dışı tutulmasına vergi istisnası denir.

Vergi kaçırma (Tax evasion)

Mükellefin vergi yükünü yasa dışı yollarla azaltmasıdır. Mükellef açısından risklidir, çünkü yakalandığında cezai müeyyide ile karşılaşacaktır.

Vergi muafiyeti (Tax exemption, tax immunity)

Vergi uygulamasında vergi mükellefleri arasında yer alan bazı kişilerin sağlanan vergi bağışıklığı ile vergi dışı tutulmasına vergi muafiyeti denir.

Vergi rekabeti (Tax competition)

Ülkelerin veya ülke içinde bölgelerin birbir leriyle vergi konusunda (vergi oranlarını düşürerek, vb.) rekabete girmelerine denir.

Vergi Sorumlusu (Withholding agent, tax agent, representative taxpayerperson liable for payments)

Verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişiye vergi sorumlusu denir.

Vergi Suçu (Tax offence, revenue offence, tax crime)

Vergi yükümlüsü ve vergi sorumlusu başta olmak üzere, vergi ödevlilerinin vergi kanunları ile Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen usul ve şekle veya görev ve/ ya da ödeve ilişkin hükümlerine cezayı gerektirecek şekilde kısmen ya da tamamen aykırı davranması.

Vergi tatili (Tax holiday)

Bir ülkede yabancı veya yerli sermayeden belirli bir süre boyunca vergi alınmamasını ifade eder.

Vergi Tevkifatı (Tax withholding, tax deduction)

Vergi konusunun hak sahibine intikalinden önce verginin hesaplanarak kaynağında kesilmesi; stopaj.

Vergi uyumlaştırması (Tax harmonization)

îki veya daha fazla ülkenin vergi sistemleri arasındaki farklılıkları azaltmasına denir.

Vergi uyumu (Tax compliance)

Mükellefin vergi ile ilgili yürürlükteki tüm kurallara uyarak gelirini tam olarak beyan edip vergisini ödemesidir.

Vergi yansıması (Incidence of tax)

Vergi yükünün iktisadi bazı imkânlardan yararlanılarak mükellefi tarafından kısmen veya tamamen başkalarına devredilmesine vergi yansıması denir.

Vergi yükü (Tax burden)

Birey, sektör, toplum, bölge gibi ekonomik birimler tarafından ödenen vergilerin bu birimlerin gelirlerine oranına vergi yükü denir. Mükellefin hissettiği vergi yükünü azaltacak etmenleri dikkate almadığından bu yüke brüt vergi yükü de denir.

Vergi Ziyaı (Loss of tax, deficiency)

Mükelleflerin veya vergi sorumlularının vergilemeye ilişkin ödevlerini yerine getirmemeleri nedeniyle verginin eksik veya geç tahakkukuna sebebiyet verilmesi ile verginin haksız yere geri alınması.

Vergiden kaçınma (Tax avoidance)

Mükellefin vergi yükünü yasal yollarla (yasal boşluklardan yararlanmak suretiyle, vb.) düşürmesidir.

Vergilemenin sınırı (Limit of taxation)

Verginin bir birim dahi artırılmasının mümkün olmadığı noktaya denir.



Y


Yatay adalet (Horizantal equity)

Aynı ekonomik koşullara sahip kişilerin vergisel açıdan aynı muameleye tabi tutulmaları anlamına gelmektedir.

Yedek akçe (Reserve funds)

Bir işletmede ileride oluşabilecek risklere karşı ayrılan paralar.

Yenileme fonu (Replacement fund, renewal fund)

İktisadi kıymetin yenilenmesi için oluşturulan fon.

Yönetmelik (Regulation)

Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını gösteren ve bunlara aykırı olamayan düzenleyici işlemler.



Z


Zamanaşımı (Statute of limitations, limitation period, restriction period, time limit)

Belirli bir süre içinde işleme ilişkin tebliğin yapılmaması halinde cezanın kesilmesinin muhatabını bağlamaması veya tahsili konusunda zorlanılamaması.

Zarar (Loss)

Gelir ile gider arasındaki olumsuz fark.

Zayi Etmek (Lost)

Yitirmek, kaybetmek.

Zımni (Constructive, disguised, implicit)

Kapalı olarak yapılan veya söylenen; dolayısıyla anlatılan; kapalı; gizli.

Zilyetlik (Possesion)

Bir eşya (mal) üzerinde zilyetlik iradesine dayanarak fiili hakimiyet kurma eylemi.

Zimmet (Embezzlement, liability)

1. Üstünde olan şey. 2. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya. 3. Bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para. 4. Bir ticaret kuruluşunun borçlarının